Bugun...
Bizi izleyin:
    • BIST
      94,66
      % 0,40
      BIST
    • DOLAR
      3,56
      % -0,16
      Dolar
    • EURO
      3,88
      % 0,16
      Euro
    • ALTIN
      145,05
      % 0,33
      Altın



Ünlü Tarih ve Edebiyatçı İbn-i Haldun Kimdir?

Tarih: 29-01-2016 23:30:04 Güncelleme: 04-02-2016 14:18:04 + -


İbn-i Haldun, sosyolojinin kurucusu sayılır. Psikolojiyi tarihe uygulamış, ilk defa tarih felsefesi yapan büyük bir İslâm tarihçisidir.


Ünlü Tarih ve Edebiyatçı İbn-i Haldun Kimdir?

 Birkaç asırdır Osmanlıların faydalandığı büyük bilgini, Avrupa, son zamanlarda öğrenmiş, takdirlerini belirtmekten kendilerini alamamışlardır. Tarihle ilgili meşhur 7 ciltlik eserinin 1. cildi olan "mukaddimesi"nde tarih ilminin mahiyetini, ga­yesini, faydasını, eşine az rastlanır bir şekilde anlatmıştır.

İsmi, Abdurrahman bin Muhammed Hadrami, künyesi Ebu Zeyd, lâkabı Veliyyüddin. Aslen Yemen'in Hadramut şehrinden olduğu için Hadrami, ailesi Tunus'a hicret etmeden önce Endülüs'ün İşbiliye şehrinde oturduklarından İşbili isimleriyle de anıldı. 1332 senesinde Tunus'ta doğdu. 1406 senesinde Kahire'de vefat etti.
İbn-i Haldun, çocukluğunda olgunluk yaşına gelinceye kadar, babası Muhammed Vabili'nin nezaretinde yetişti. Ondan terbiye görüp, ilim öğrendi. Önce Kur'an-ı Kerim'i ezberledi. O zamanın en meşhur kıraat alimi olan Şeyh Ebu Abdullah Muhammed bin Bezzal-i Ensari'den kıraat-i seba'yı öğrendi. Arap dili ve edebiyatını babası ile Muhammed el-Arabî, Muhammed Sevvaş ve Ebu Abbas Ahmed bin Kassar'dan öğrendi. Fıkıh ve hadis ilmini, Şemseddin Ebu Abdullah Muhammed bin Cabir, Ebu Abdullah Muhammed bin Abdullah, Ebu Kasım Muhammed Kusayr'dan okudu. Bunlardan başka, zamanındaki meşhur âlimlerin ilim meclislerine devam edip, bilgi, edep ve faziletlerinden istifade etti. Her birinden icazetname (diploma) alarak, akli ve nakli ilimlerde âlim oldu. İbn-i Haldun, ilimde şöhret ve fazilet sahibi olması sebebiyle, zamanın hükümdarlarınca takdir edilip sevildi ve önemli vazifelere tayin edildi. Yirmi yaşlarında Tunus Hükümdarı Ebu İshak'a kâtip oldu. Sohbetlerine hayran kalan, Fas hükümdarı Ebu İnan, 1349 senesinde Fas'a davet ederek, nişancılığa, her türlü yazışma, kanun ve ni zamların tanzim ve tasdikine memur etti. Böylece onun yakın adamlarından oldu. Fakat onun bu derece yükselmesini çekemeyenler, sultana çeşitli şikâyetlerde bulunarak, suçsuz olduğu halde, 1360 senesinde hapse atılmasına sebep oldular. Fas Sultanı'nın vefatına kadar hapiste kaldı. Sonra Sul tan'ın veziri onu hapisten çıkarıp eski görevine tayin etti. Fas'ın idaresi Sultan Ebu Salim'in eline geçince ona önce nişancılık, sonra da zaptiye ve dalara bakma vazifesini verdi. Sultanın ölümünden sonra, vezir Ömer bin Abdullah hükümdar oldu. Bu vezirle aralarında soğukluk halik olunca, İbn-i Haldun, Fas'tan ayrılarak Endülüs'e gitti. Endülüs Sultanı Ebu Abdullah bin Ahmet, onu büyük bir alakayla karşıladı ve bir müddet ilminden istifade etti. Daha sonra Bicaye Sultanı Ebu Abdullah davet ederek, merasimle karşıladı ve memleketin idaresini ona teslim etti.

Bu sırada dağlarda yaşayan Berberi eşkıyaları isyan halindeydi. İbn-i Haldun bizzat eşkıyaların üzerine yürüdü. Bazen yumuşaklık ve şefkatle, bazen de şiddetle muamelede bulunarak, asilerin hakkında geldi. Bicaye hükümetinin durumunu düzeltmek üzereyken, Sultan Ebu Abdullah öldürüldü. Tiemsan Hükümdarı Ebu Hamun'un daveti ile 1371 senesinde Bicaye'de Biskra şehrine vardı. Burada da bazı görevlerde bulunduktan sonra, Beni Tucin ilinde, "Selâmoğulları Kalesi" adıyla tanınan şehre gitti.

Devlet memuriyetlerini bırakarak bir köşeye çekilip, ilim ve ibadetle meşgul oldu. Bu kalede dört sene kaldı. Bu müddet içinde ilim âlemince takdir edilen mühim eseri Mukaddime'yi yazdı ve eserin 1378 senesinde Tunus Sultanı Ebu Abbas'a takdim etti. Tunus Sultanı, Mukaddime'de ortaya koyduğu usuller çerçevesinde, bir de tarih kitabı yazmasını rica etti. Bundan sonra da umumi tarihi yazdı.

Hacca gitmek maksadıyla Tunus'tan çıkıp Mısır'a gitti. Kahire'de talebelerin ricasıyla Cami-ul-Ezher 'den ders okutmaya başladı. Kısa zamanda şöhreti yayıldı ve Ezher Medresesi'ne müderris (profesör) oldu. 1384 senesinde de kadılığa tayin edildi. İki sene kadar bu vazifede kaldı. Büyük bir İslâm hukukçusu olarak tanındı. Kendisini çekemeyenlerin şikâyeti üzerine, sultanın huzurunda onlarla muhakemeye çıktı. Hasımlarının iddialarını esin delillerle çürüttü. Bu hadiseden sonra kadılığı bıraktı. Bir müddet daha ders okuttu. Timur Han Şam'ı alınca, onunla görüşüp hürmet ve ikramına kavuştu.

Ömrünün son senelerini Mısır'da geçiren İbn-i Haldun'a, Sultan Nasıreddin Ferec devrinde de hürmet ve saygı gösterildi. Sultan Salih'in türbesinin yanındaki medresede fıkıh ve hadis dersleri okuttu ve defalarca Maliki kadılığında bulundu. Kadılığı esnasında, 1406 senesinde Kahire'de vefat etti ve Nasr kapısı dışında Sofiyye Kabristanı'na defnedildi.

İbn Haldun'a gelinceye kadar hiçbir tarihçi, tarih felsefesi yapmamıştı.
Tarih adeta bir hikâye olarak kabul ediliyor, sadece zevkli bir anlatıma önem veriliyordu. İlk defa İbni Haldun, tarihin de bir felsefesi bulunduğunu, o felsefeye dayandırılmayan yazıların tarih sayılamayacağım ileri sürdü.

TARİHİ İLİM HALİNE GETİRDİ

Tarihin başlı başına bir ilim olduğunu ilk defa ortaya koyan, kanunlarını açıklayan İbni Haldun'dur. O, tarihi masalımsı ve hikâyemsi bir havadan çıkarmış, onu gerçeğin hamuruyla yoğurmuştur. O, tarihin gayesini "sosyal hayatı öğrenmek" olarak görür. Bu konuda Montesquieu, Rousseau Condorcet , Auguste Comte ve Durkheim'a öncülük etmiş olur.

Prof. Dr. Philip K. Hitti, İbn-i Haldun'un ulaştığı noktayı, "Hiçbir Batılı bilim adamı, İbn-i Haldun'dan önce böylesine her şeyi içine alan geniş kapsamlı tarih görüşü ortaya atmamıştır. Şimdiye kadar yapılan araştırmalar sonucunda tüm ilim adamlarının birleştiği şey, İbn-i Haldun'un yalnızca İs- lam âleminin yetiştirdiği ne büyük tarih felsefecisi değil, gelmiş geçmiş ve bundan sonra gelecek olan bu konudaki tüm bilim adamlarının en yücesi olduğudur" diye açıklar.
Avusturyalı J. Von Hammer; "Mukaddime'yi ilk okuduğumda, bu kitabın yazarı İbn-i Haldun'un kendisinden 283 yıl sonra dünyaya gelen Montesquiu'ye benzetir. Onu "Müslümanların Mostesquie'sü" olarak nitelendirir.

İbn-i Haldun'dan 63 yıl sonra doğan Machiaveli, ünlü eseri "Hükümdar" da olayları onun yöntemi ile ele alarak, hükümetlere aynı önerileri yapmıştır.

DEVLET TEORİSİ

İbn-i Haldun, tarihi teamül nazariyesine dayalı olarak kurduğu tarih felsefesi, cemiyet ve devletleri kişilerin doğup, büyüme ve ölmesine benzettiği, bunların birbirini takip ettiği şeklindeki teorisiyle bazı Batılı bilginlere önayak olmuştur. Öncülük yaptığı Batılı bilginler arasında İtalyan filozof Vico (1667-1744) ve çağdaş Alman filozofu Oswald Spengier (1880-1936) ve İngiliz Ardold Toynbee (1889-...) gibi bilginler bulunmaktadır.

Ayrıca, onun devlet hakkındaki teorileri 18. yüzyılın sonunda Dr. Her belot ve 19. yüzyılın başında da S.De Sacy (1758-1838) tarafından benzer şekilde ortaya atılmıştır.

İbni Haldun, coğrafi sebeplerin tesiri noktasında bir teori ortaya atmış tır. Avrupa'da İbni Haldun'unkine uygun teori ortaya atanlar, 18. asırda
Fransız filozofu Montesquieu ve August Comte (1798-1857) olmuşlardır, îbni Haldun'un, iklimin insan üzerindek etkili oluşu hakkındaki görüşle-ri, daha sonra İngiliz tarihçisi Buckle tarafından da ileri sürülmüştür.

İbni Haldun'un, devletlerin kuruluşunda dinamik kuvvet ve çelik iradeyi esaslı unsur kabul etme noktasında da İtalyan bilgini Machiavelli'ye öncülük yapmıştır.

SOSYOLOJİNİN KURUCUSU

İbni Haldun, tarihi en yüksek seviyeye ulaştıran bir isimdir. Prof. Dr. W.Barthold'a göre, İbni Haldun, "Yalnız İslâm tarihinde değil, tüm dünya fikir tarihinde tarih felsefesinin en mümtaz simalarından biridir. Daha doğrusu bir ifadeyle sosyolojinin ilk büyük kurucusudur.
Gerçekten de İbni Haldun, sosyolojinin kurucusu unvanına hakkıyla layık olmuştur. Her ne kadar Farabi (870-950)'de sosyal ve siyasi hayatın kanunlarının ilk temellerine rastlanırsa da, sosyolojiyi kuran, onu müstakil bir ilim haline getiren İbni Haldun'dur.

Onun hakkında İslâm Ansiklopedisi'ne yazdığı makalede, Dr. A. Adnan Adıvar şunları söyler: "Akılcı bir tarzda tarihi inceleyen, sosyolojinin ilk temellerini atan bu büyük mütefekkir, sosyolojiyle tarihi birleştiren köprüyü kurmuş, bu hususta hiç şüphesiz ilim tarihinde birinciliği kazanmıştır."
18-19. asrın tanınmış simalarından olan Cevdet Paşa, tesiri altında kaldığı kişiler arasında İbni Haldun'u da sayar.

Avrupa henüz uykuda iken, İbni Haldun içtimai, siyasi, iktisat, sosyal iktisat gibi ilim dallarında tarih felsefesi ve "Genel Kanun" hakkında yeni yeni görüşler ortaya attı.

Onun sosyal varlıkların çıkış noktaları hakkındaki görüşleri hukuk ilminin tarihi ve tatbiki metoduna uygundur.

ÖNCÜ BİLGİN

İlimleri kısımlara ayırması, metodlarından bahsetmesi, medeniyet ve ilim tarihi hakkındaki görüşleri, pedagojik mahiyettedir. Bu hususlarda o, Wilham James, Spencer ve Frobel gibi Avrupalı bilginlerin öncülüğünü yapmıştır.
Devletlerin medeniyetleri, kalkınmaları ve ilerlemeleri hakkındaki görüşleri askeri geometriyle yakından ilgilidir.

İbni Haldun'un cihan tarihinde, büyük devlet medeniyetlerinin kuruluşuna, göçebe unsura yer verdiği, bunların medeni halk içerisinde yaşayıp, milliyetlerini kaybettikleri hakkındaki fikirleri, zamanımızda bile tesirlerin göstermiştir. Aynı göçebeleri medeniyetler, milletleri birbirine katan ve sonunda medeni halk arasında eriyip kaybolan faal unsur olarak gören W.Schmidt, O.Mengen, W.Kopers (1886-1961) ve Anronld Toynbee'nin fikirleri, tbni Haldun'un fikirleriyle aynıdır. Hele Toynbee, İbni Haldun'u ya-kından öğrenen, birçok fikirlerini benimseyen bir bilgindir.

ASIRLARIN MÜRACAAT KİTABI: MUKADDİME

15. yüzyılda Türkçe'ye tercümesi yapılan Mukaddime'den, Osmanlılar özellikle 18. yüzyıldan itibaren faydalanmaya başlamışlardır. Onun fikirle rinden en çok faydalanan tarihçiler arasında Naima bulunmaktadır. Avru-pa4da ise İbni Haldun'un değeri son yüzyıllarda anlaşılmaya başlanmıştır. Avusturyalı düşünür J. Von Hammer, Mukaddime'yi ilk defa gördüğü za-man hayran kalmış, ona "Arabın Monteskiyö'sü" demekten kendini alama mistir. Eserleri üzerinde tetkiklerde bulunan sosyologlar da ona olan takdir lerini açıkça belirtmişler, hususi monografisini yapmışlardır. Yüksek tak dirlerini belirten bu sosyologlar arasında L.Gumplovvicz, Rene Maunler gibi tanınmış isimler de bulunmaktadır.
îbni Haldun'un 19. yüzyılda Avrupa'da kazandığı şöhret üzerine, onun adına Tunus'ta bir ilmi cemiyet kurulmuştur. (1897. Doğumunun 600. yılında, Avrupalı ilim adamlarının teşebbüsüyle dünya çapında anılmıştır. Şimdiye kadar eserlerinin birçok baskıları ve tercümeleri yapılmıştır.)
Sosyal olaylara iktisatçı ve filozof gibi nüfuz etti.

İbni Haldun'u Machiavelli ile kıyas eden Stefano Colosio, onun tarih sahasındaki büyüklüğünü şu sözleriyle dile getirir: "Büyük Floransalı, bize insanlan idare etmek hakkında bilgi verirken, basiretli bir iktisatçı ve filozof gibi hareket etmektedir. Hâlbuki İbni Haldun, sosyal hadiselere bir iktisatçı ve bir filozof gibi nüfuz etmiştir."

Görüş ve düşüncelerini tecrübe ve müşahadelerine dayandıran İbni Haldun, sosyal psikolojinin günümüzde ulaşabildiği hakikatleri de ta 6 asır önce söylemiştir. İnsanın, çalıştıklarının ve kazandıklarının mahsulü olduğunu, tabiatı ve doğuştan gelen mizacının eseri olmadığını söyler. Cemiyetlerin karakterleri varsa, bunlar da onların kazandıklarının eseridir. Bundan dolayı âdetler, insan tabiatını değiştirir. Bir şeye alışınca, o âdet ve görenek olur. Âdet de huy olmaya kadar gider. Böylece insan, karakterlerini sosyal faaliyette kazanır.
Pedagoji ile de meşgul olan İbni Haldun, öğretim usulünü şiddetle tenkit eder, ezbercilik ve özetçilik yapıldığını söyler, bu yolun faydalı bir yol olmadığını belirtir.

İBNİ HALDUN'UN TARİH TEORİSİ

İbni Haldun, modern tarih felsefesine ve sosyolojisine yol gösterecek mahiyette bir tarih anlayışı ortaya koymuştur. O tarihi bir kronik, diğeri aslı tarih olmak üzere iki veçhede görür. Kronik yön, olayların tasvirini içine alır. Bu sadece ebedi yönden bir değer taşır. Tarihe gelince, o bir kısım kanun ve prensipler, sebeplerin yorumlanması ve enine boyuna muhakeme edilmesidir. Tarihin hakikati böylece ortaya çıkar. Tarih sadece gerçek hadiseler demek değildir; aynı zamanda o, bunların gerçekleşmesini gerektiren şartların da incelenmesi, değerlendirilmesi demektir. Bu şartların incelenmesi ise geniş çapta olabilir ve cemiyetin her yönünü kuşatabilir. Cemiyet, bütünlüğü ile ele alınmaktadır.

İbni Haldun, tarihte yalan ve tahriflerin, sahtekârlıkların neden ortaya çıktığını örneklerle göstermiştir. Haberlerin doğru olup olmadığını akü ve mantık ölçüleriyle tartmasını bilmiş, tenkidini yapmıştır. O, daha önceki tarihçileri tenkit etmekten hiçbir zaman çekinmemiştir. Onda hakin olan duygu, muhakemedir. Mesela İsrailoğulları'nın, Tıh Çölü'nde 600 bin kişilik kuvvet yığdıkları hakkında bazı tarihlerde yer alan bilgiyi mübalağalı bulur ve tenkit eder.

İbni Haldun, tarihi masal olmaktan kurtarmış, tarihe mantık getirmiş, tarihin kanunlarını araştırmış ilk ve biricik kişi olarak karşımıza çıkmaktadır. O, kendi anlayışına göre tarihe yeni ilim vasfını kazandırmış, Yunan tarihçilerinin tesirinden tamamen uzak, tecrübe ve bilgi bakımından oldukça zengin bir kişi olarak tarihe kaydolmuştur.

İbni Haldun, tarih felsefesini zamanına göre oldukça geniş olarak ele al-
mıştır- Onun Yunanlılara göre daha geniş sosyal teoriler ortaya atabilmesinin tek sebebi, Akdeniz sahillerinin tarihi zenginliklerine, mukadderatına hâkim bulunmasıyla, Türk ve İranlıların geçmişlerini öğrenmiş olmasıdır.
İbni Haldun'un bu tarih anlayışına sahip olmasında, hiç şüphesiz yaşadığı hayatın, başından geçen hadiselerin, hükümdar ve idarecilerle irtibat halinde oluşunun büyük rolü olmuştur. O, bütün karşılaştığı olayları sebep ve neticeleriyle birlikte incelemiş ve kendine has bir metod içerisinde Mukad-deme'sini yazmıştır.

İbni Haldun, tarihinde rivayetçi olmaktan ayrılmamışsa da, Mukaddi-me'sinde tenkit ve muhakeme yolunu tercih etmiştir. O, felsefi ve sosyal konuları işlerken, olayları detaylarıyla ele alır; sebepler, niçin ve nedenler üzerinde durur, ona göre hüküm verir, faydacı bir yol takip eder. Bu düşünceyi İbni Haldun ne Yunanlılardan, ne de surdan burdan aldı. Bu düşünce, görüş ve müşahadelerinin mahsulüdür.

İbn-i Haldun'un ders aldığı mescid. İbni Haldun, medeniyet ve devletlerin ortaya çıkış, yaşayış ve yokoluş-larını değişmez bir "tarih kanun"a bağlar, bütün bunlara coğrafi ve iktisadi sebeplerini hayat tarzlarının tesirli olduğunu uzun uzadıya anlatır. Ona göre büyük devletler medeniyetle teması az olduğu için safiyet, cevvaliyet ve aktivitelerini muhafaza eden göçebeler tarafından kurulur. Devlet kuran milletlerin enerji kaynağı, kavimlerin bünyesinde bulunan "asabiyet" adını verdiği "dinamik güç"tür. Dinamik güç, kendisini daha çok kavmi, ideolojik ve dini dayanışma şeklinde gösterir. Bu güçle birçok kavimler yükselmiş ve hâkimiyet sağlamışlardır.

Devletin zayıflaması ise;
1- Bir merkezden idare edilemeyecek kadar genişlemesi,
2- Cengâverlik ruhuna sahip olan fatih kavimlerin medeniyetiyle temasa geçme ve aradaki zıtlık neticesinde olur.
Devletin yıkılıp yok olması ise;
1- Feodal teşkilâtın ülkeyi yavaş yavaş parçalaması.
2- Hâkim sülâlenin kendi kavminden yüz çevirerek devşirme asker teşil etmeye ve ona dayanmaya başlaması.
3- Hâkim zümrenin dünyaya kapılması sonucunda askeri ruhun sönmesi.
4- Hâkim zümrenin israfa alışıp daha fazla vergi koyarak halkı ayaklandırması gibi hallerle olur.
İbn-i Haldun'a göre, devletin doğması, büyümesi ve batması, insanın doğup büyümesi ve ölmesi gibi tamamen biyolojik bir hadisedir. Devletler şu merhaleden geçerler:
1- İlk zafer devri.
2- Onu takip eden istibdat.
3- Daha sonra huzur, asayiş, sükûnet ve imar devirleri.
4- Medeni tebaanın ahlâk ve seciyesine uyarak sulh ve iyi geçinme yoluna girmek ve gevşeme devri.
5- İsraf dönemi. Bu dönem devletin ölüm dönemi demektir.

ESERLERİ
İbni Hatip'in bildirdiğine göre İbni Haldun'un birçok kitap, manzume, risale, İbni Rüşd ve Fahreddin Razi'nin eserlerine yazdığı özetler, matematik ve mantığa dair eserleri vardır. Fakat bu eserleri günümüze kadar gelememiştir.

Onun günümüze kadar geçebilen en önemli eseri, 7 ciltten ibaret olan tarihidir. Bu tarihin uzun adı "Kitab'ül İber ve Divan'ül Mübteda ve'l Haber fi Eyyam'il Arab ve'l A'cem ve'l Berber", yani "Araplar, Acemler ve Berberilerin tarihi ile ilgili haber (bilgi) ve konuların arşivi ve öğretici-ibretli meseleler kitabı"dır.

7 ciltten meydana gelen bu eserin l. cildi Mukaddime adıyla şöhret bulan bahsi geçen eserdir.

Kitab'ül İber'in bundan sonraki bölümü ise Araplar ve komşu milletlerini anlatmaktadır.

MUKADDİME
Mukaddime: "İbni Haldun Mukaddimesi" diye şöhret bulan Mukaddime süslü bir binasın güzel kapısına benzetilmektedir. Mukaddime de kendi arasında 6 ana bölümden meydana gelmektedir.

Birinci bölümde ümran, bayındırlık, medeniyet, sanayi yollan anlatılmaktadır. İlimin, havanın, suyun, insan hayatı üzerinde ve medeniyet ilerlemesindeki tesirlerinden söz edilmektedir. Göçebe ve medeni hayatın ve bunların özellikleri açıklanmaktadır. Mağlup olanlar daima galip olanları taklide özenir hükmü verilmektedir. Devlet idaresi, kuruluşu, yıkılışı ve siyasette başarı yolları izah edilmektedir. Araplar hakkında bir kısım hükümler verilmektedir. Mesela bu bölümde anlatılanlara göre, sosyal hayat geliştikçe, ilim ve fenler de gelişmekte, ilerlemektedir.

Bu bölümde İbni Haldun, "İslâm medeniyeti bütün Müslümanların ortak mahsulüdür" der.

İbni Haldun'a göre, idareci veya idare edilenler izafidir. İdareci, halkın faydasına olan şeyleri yapmaya mecburdur. İdarecinin kıyafet, şekil ve süetinin, akıl ve fikrinin keskinliğinin halk için önemi yoktur. İdareci demek; halkın işine bakan, faydası için çalışan, halk da; başlarında işlerine bakan idarecileri bulunan cemiyettir. Güzel idarecilik yapabiliyor, halkın faydasını gözetebiliyorsa, idarecilikten maksat ve gaye hasıl olmuştur. Aksi halde, idarecinin vücudu halk için zararlıdır.

İbni Haldun'a göre idareci ve memurların ticaretle uğraşması halk için zararlıdır. Onların ticaretle uğraşmaları zulme sebep olur. Zulüm ise sosyal hayatın nizamını bozar, medeniyetleri yıkar. Halka ağır vergiler yüklemek, onları mecburi bir kısım işlere tabi tutmak zulüm olur, bu da sosyal hayatın düzeyini bozar, halktaki çalışma duygusunu öldürür.
Bir devlette halka yüklenen vergilerin miktarı az olursa, halk çalışarak para ve servet kazanmaya heves ve rağbet eder, memleket mamur hale gelir. Vergiler azalınca üretim artar, mal ve para artar; vergileri azalırsa, o devletin hâkimiyeti devamlı ve istikrarlı olur.

Bu bölümde ayrıca, milletlerin hayatında sosyal hadiselerde coğrafi sebeplerin de tesirli olduğunu uzun boylu anlatmaktadır. O, coğrafyanın aktiviteye, iklimin kişiliğe, gıdaların insan karakterine tesir ettiğini ifade eder. Dağlıların, sert, mert ve az konuşan insanlar, sahilde yaşayanların yayvan ve nemli vücutlu olduklarını söyler.

Fazla sıcaklık beyinlerine tesir ettiği için, zenciler hafif meşrep, oyun ve eğlence düşkünüdürler.

Aşırı iklimler, toplumun refahına elverişli değildir. Bundan ötürü medeniyetler mutedil iklimlerde kurulmuştur. Bu medeniyetler daha istikrarlı ve Çevreye uygunluk göstermektedirler. Modern sosyoloji ve coğrafyacı ekol de bugün aynı görüş ve kanaati paylaşmaktadır.

SOSYOLOG VE ŞEHİRCİLİK UZMANI
İbni Haldun'un, şehirlerin kuruluşu hakkında ortaya attığı teori okunulduğu zaman, insan kendini yirminci yüzyılda bulunan bir sosyologun veya şehir uzmanının raporunu okuyormuş gibi zanneder.
İbni Haldun'un iktisadi görüşüne göre servet, çalışma ile elde edilir. Eller ve kollarla yapılan iş daima yüksektir. Onun bu konuda ortaya attığı teori şudur: "İnsanın kazanç ve hayatta faydalandıkları her şey onun emek ve çalışmasının kıymetidir." Onun emek hakkındaki bu görüşlerini sosyalistlerin görüşlerine yaklaştırmak hatadır. Ona göre, sermaye meşru yoldan elde edilmişse, dokunulmazdır. Ne devlet ve ne de cemiyet bu sermaye ve mülke el uzatamaz.
İbni Haldun, içtimai mevzulara oldukça hâkimdir. İnsanların açlıktan değil, yeme alışkanlıklarını terketmelerinden dolayı öldüklerini anlatır. Onları açlık değil, alışmış oldukları tokluk öldürür. Az katık ve az yağla geçinerek bu yaşayışı itiyat haline getirenlerin ise, normal olan rutubetleri artmadan eski halini muhafaza eder ve tabii olan her türlü yemeği kabul eder. Bu gibi insanlar açlık yıllarında diğer gruba göre daha dayanıklı olurlar" der.

İkinci bölümde; göçebe ile şehirli kültürlerinin karşılaştırmaları, zıtlıklardan ortaya çıkan çatışmaların sosyolojik, tarihi sebepleri ve sonuçları; üçüncü bölümde, hanedanlar, krallıklar, halifeler, sultanların asalet sıralaması, idarenin temelleri, bazı Hıristiyan ve Yahudi olanlar da dâhil olmak üzere, çeşitli mevzuların açıklanması; dördüncü bölümde köy ve kasabalardaki hayata dair müşahadeleri; beşinci bölümde geçim araçları, meseleler, sanat ve ticaret, iş hayatı, ziraat, dış ticaret, inşaat; altıncı ve son bölüm ise çeşitli bilimler, öğrenme ve öğretme, psikoloji ve bilimlerin sınıflandırılması anlatılmaktadır.

Mukaddime, değişik konular ve bilgiler hakkında bir hazinedir. Özellikle İbni Haldun'un kullandığı araçların antik ve ortaçağ Batı tarihçi ve sosyologlarına çok farklı gelmesi, bu eseri onlara çok değerli kılmıştır. Bazı Batılı tarihçiler tarafından ortaçağın en önemli eseri olarak görülen bu kitap, tarihi metodları açıklayan modern bir el kitabına benzemektedir.
Mukaddime'nin ilk iki kısmı, Şeyhülislâm pirizade, üçüncü kısmı da Cevdet Paşa tarafından; daha sonraki yıllarda ise, başka mütercimlerce tercüme edilerek yayınlanmıştır. Tarihinin bir kısmını da Sabihi Paşa tercüme etmiştir. Bu eserler, ayrıca Avrupa dillerine de çevrilmişti. Bu kitaplardan başka eserleri de olduğu rivayet edilen İbni Haldun'un, muteber olmayan görüş ve fikirleri de vardır.İbni Haldun, Anadolu'da Kâtip Çelebi tarafından tanıtıldı. Naima, Pirizade Mehmed ve Ahmed Cevdet Paşa gibi Osmanlı tarihçilerinde İbni Haldun'un tesirleri görüldü. Batı dünyası ise İbni Haldun'la 19. asırda tanışabildi.(kaynak:bilgievi.org.tr)
 
 
 





FACEBOOK YORUM
Yorum

DİĞER Edebiyat Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
  • Fas Turizmi ve Fas Resimleri
    Fas Turizmi ve Fas Resimleri
  • Bir Gül Bahçesine Girercesine
    Bir Gül Bahçesine Girercesine
  • Poz veren hayvanlar
    Poz veren hayvanlar
  • Günün Fotoğrafları-Hayatın İçinden
    Günün Fotoğrafları-Hayatın İçinden
  • Halı ve Kilim Motiflerinden Örnekler
    Halı ve Kilim Motiflerinden  Örnekler
  • 1932 Yılı Reklamları
    1932 Yılı Reklamları
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Frikik oyunu
    Frikik oyunu
  • Bob Marley,merak etme ,mutlu ol
    Bob Marley,merak etme ,mutlu ol
  • Bob Marley-no woman no cry
    Bob Marley-no woman no cry
  • Kedilerin efendisi
    Kedilerin efendisi
  • Osmangazi köprüsünden geçiş
    Osmangazi köprüsünden geçiş
  • Tankların halkın üzerine yürümesi,unutma-unutturma
    Tankların halkın üzerine yürümesi,unutma-unutturma
VİDEO GALERİ
YUKARI